Surly Surly

Gezi / Gezi Yazıları / Dünyadan / AMSTREDAM



                                               

AMSTERDAM
 

Yazı ve fotoğraflar : Yelda Baler

 

Kanalların, köprülerin, içilen lezzetli kahvelerin, çiçeklerin ve özgürlüklerin kenti Amsterdam özellikle bahar aylarında laleleriyle sizi karşılamaya hazırlanıyor.
 
 
Bir kentin içinden nehir geçiyorsa bildiğiniz diğer bütün kentlerin önüne geçer ve bir mıknatıs gibi sizi kendine çeker. Hele Amsterdam gibi su kanalları üzerine kurulmuş bir kent olursa onlarca nehir serinliği, köprülerinin zerâfeti, teknelerin neşesi çekiciliğini arttırır. Köprünün demirine bağlanmış bir bisiklet, ayaklarını kanala uzatmış öğle yemeği için sandviç yiyen iki kişi, cafelerden yayılan kahve kokusu ve pencerelerinden çiçekler sarkan evler de eklenince üstüne iyiden iyiye gidilesi bir yer olur.
 
Tarihi 12. yüzyıla kadar uzanan Amsterdam kenti ikiye bölen Amstel ırmağının kıyısında kurulmuş bir balıkçı köyüyken bugün ülkenin en önemli kenti olmuştur. 19. yüzyıl başında 1.Napolyon zamanında Hollanda Krallığının başkenti olan Amsterdam, bugün de hükümeti barındırmayan başkent. Küçük ve nüfusu az. Bir uçtan diğerine hepsi hepsi beş km.lik bir mesafe. 90’a yakın adadan oluşan Amsterdam’da adalar kanallar ve köprülerle birbirine bağlanmış. Kanalın etrafında sıralanan 16. ve 17. yüzyıldan kalma tarihsel yapıların büyük kısmı bugün halen konut olarak kullanılmakta. En fazla 4 katlı ve bitişik nizam evlerin pencerelerinden çiçekler sarkarken çatılarının ön cephelerinde makaralı sistemler bulunmakta. Evlerin girişleri dar olduğundan eşyaları üst katlara taşımak için bu makaralar kullanılıyor. 2.Dünya Savaşından sonra ciddi anlamda ev sıkıntısı yaşanmaya başlanınca, kanal boyunca teknelerde sürdürülen yaşamlar devlet tarafından da onaylanmış. Kanallardaki bu tekne evlere su, elektrik gibi bütün hizmetler götürülüyor.
 
Amsterdam’ın kalbi sayılacak yeri üç ana meydandan biri  Dam Meydanı’dır. 2. Dünya Savaşı’nda ölen Hollandalılar için yapılan anıt, Kraliçe’nin taç giyme töreninin yapıldığı ve bugün kültür merkezi olarak kullanılan Nieuwe Kerk,Grand Krasnapolsky bu meydanda bulunmakta. Kente gelenlerin ilk uğrak yeri olan meydan cafeleri, canlı heykelleri, faytonları ve özellikle de bisikletleriyle karşılar ziyaretçilerini. Neredeyse nüfusu kadar bisikleti olan kentte yaşlı, genç, anne, çocuk, iş adamı, çalgıcı, satıcı aklınıza kim geliyorsa herkes bisikletle ulaşımını sağlıyor. Hırsızlığa karşı hemen hepsi eski görünümlü ama arada hoşluklar da yapılmıyor değil. Kiminde bir sepet, kiminde bir çiçek demeti hayatı güzelleştiren birer hoşluk olarak çıkıyor karşımıza. Tüm trafik kuralları bisikletlileri korumak üzere kurulmuş.
 

 

 

Müzeler Kenti ve elmaslar

 

Bir müzeler kentidir Amsterdam. Merkezdeki Rijks Müzesi Hollanda’nın en büyük sanat koleksiyonunun sergilendiği yer. Tam yedi milyon eserin sergilendiğini söylesek gözünüzü korkutabilir ancak bir günde rahatlıkla burayı gezebilirsiniz. Rembrandt’ın ünlü resimlerini görebileceğiniz bu müzenin dışında, Van Gogh Müzesi ve Modern Sanat eserlerinin sergilendiği Stedelijk Müzesi kaçırmamanız gerekenler. Bizdeki Miniyatürk’ün benzeri olan Madurodam’da da kentin maketini görebilirsiniz. 2. Dünya Savaşı’nda 15 yaşındaki Anne Frank, ailesi ve dört Yahudi’nin iki yıl boyunca Naziler’den saklandığı evde katliamın kanıtı kabul edilen Anne Frank’ın günlüğünü de görmek mümkün.
Elmas madenine sahip olmasa da yüzyıllardır elmas işleyerek bir sanayi kuran Amsterdam, elmas meraklıları için de çok zengin örnekler sunuyor.
 
 
 

Kenti gezmek ve alışveriş

 

Dam Meydanına çıkan sokaklardan birindeki turizm ofisinden aldığınız pass bilet ile günlük turlara katılabilir, müzeleri ve kanalları bu biletle indirimli ya da bedava gezebilirsiniz. Genelde yürüyerek de çok rahatlıkla dolaşacağınız kentte tramvay, otobüs ve metroda geçen Strippen kaart ile şehir içi ulaşımınızı çok kolaylaştırabilirsiniz. Kanallar kentinde hangi rotayı alırsanız alın fark etmez ama mutlaka kanal dolmuşlarıyla kentin içlerinde dolaşın.
Aldığınız günlük turlarla yakında bulunan Eden’e ve değirmenler bölgesine de gitmenizi öneririm. Sakinliği ve huzuru sonuna kadar hissedeceğiniz Eden’de peynir tezgahlarının başından ayrılamayacaksınız. Değirmenlerin bulunduğu Zaanse Schans bölgesinde ise hem değirmenleri gezer hem de her türlü hediyelik eşya alışverişinizi tamamlarsınız. Özellikle “Klog” adı verilen tahta çarıkları ister giyin isten duvarınıza asın, hepsi birbirinden güzel.
Amsterdam’ın her yeri alışveriş cenneti. Büyük mağazalardan çok küçük dükkânlara girmeye özen gösterin, birbirinden ilginç hediyeliklerle dönebilirsiniz. Waterloo meydanındaki Waterlooplein adlı bit pazarında da yok yok.
 

Uyuşturucu mu lale mi?

 

Hangisi daha ünlü, meraklısına göre değişir elbette. Ancak legal esrar satışından yılda bir milyar Euro gelir elde edildiği söylenenler arasında. Amsterdam’da gündüz ve gece birbirinden çok farklı yaşanıyor. Gündüzleri kanallar arasındaki sokaklarda son derece huzurlu, sakin bir yaşam sürüyor. Bisikletleriyle dolaşan ya da köşe başı cafelerinde kahvelerini yudumlayan sakin insanları, kanal kenarında ayaklarını suya sallandırarak oturan çiftleri gördükçe sizi de huzur kaplar. Akşama doğru ise şehir tamamen kimlik değiştirir. Özellikle kanal bölgesinde artış gösteren uzak doğulu ve zenci nüfus, elden ele dolaşan uyuşturucular, dumanı bol kafeler ve tabii ki ışıkları yanmaya başlayan “red line district”in davetkar genelev kadınları Amsterdam’ı başka kimliğe sokar. Genelde atlı ya da bisikletli polislerin güvenliği sağladığı akşam saatlerinde dolaşırken siz yine de hem eşyalarınıza hem paranıza dikkat edin.
 
Hollanda’ya mayıs ayında gidebilirseniz her yanı lale güzelliğinin sardığını göreceksiniz. 1550 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan giden lale soğanlarıyla başlayan lale tarımı bugün 600 çeşit lale türü ile ülkeye milyonlarca dolar gelir sağlıyor.
 
 

Kırmızı Işıklar

 

Kanal kıyısında yürürken akşamları kırmızı ışıklarla aydınlatılan sokağa geldiniz mi, dikkat? Red Light District’e hoş geldiniz.Kentin merkezindeki genelevler sokağı hem meraklılarının hem de turistlerin hayli ilgisini çekmekte. Gündüz evlerin önünde küçük hareketler karanlığın çökmesiyle birlikte iyiden iyiye canlanıyor. Kentin içinde özellikle kanallar civarında yeşil renkli demirden yapılmış spiral şeklindeki silindirlerin içine girip kaybolan erkekleri görürseniz şaşırmayın. Bir açık hava tuvaletinin önündesiniz demektir.
 
 
 

Lezzetler

 

Çeşitli mutfaklardan örnekleri bulacağınız Amsterdam’ın ünlüleri 1897’de inşa edilen tarihi pompa istasyonunun makine dairesinde hizmet veriyor. Hapishaneden döndürülen Cafe de Balie genelde sanatseverlerin buluşma mekanı sayılıyor. D’ijff Vlieghen 17.yüzyıldan kalan bir ev. Hoş dekoru ve lezzetli yemekleri aklınızda yer edecek. Kanallardan uzaklaşıp kentin ara sokaklarında dolaşırsanız önünüze çıkan restoranların kapısını çalmaktan çekinmeyin. Hepsinde kendinize göre bir lezzet bulursunuz.
 
İster bir hafta zaman ayırın, ister iki üç günlük hafta sonu gezisine döndürün Amsterdam sizi kanallarıyla, köprüleriyle, çiçekleriyle ve bisikletleriyle kendine bağlamayı başaracak.
  
 
 
 
 
 

Bu yazı ve fotoğrafların bazıları, Renault PERFORMANS dergisinde yayınlanmıştır. Tüm telif hakları Yelda Baler'e aittir.  Kendisinin yazılı izni olmaksızın hiçbir şekilde ve internet dahil hiç bir ortamda bölümler halinde de olsa, yayınlanamaz ve kullanılamaz.

 

 
 


 
©2016 - Yelda Baler- Bagdat Caddesi Feneryolu Sit. 131/103 Feneryolu / Kadiköy - Istanbul ( Feneryolu Sabit Pazari Yani Köşe Bina )
Tel: 00 90 216 348 90 87 - Faks: 00 90 418 35 00 - GSM - 00 90 533 668 04 10
© Sitede bulunan yazi ve fotograflar, telif haklari kanununa göre yazili ve internet dahil hiç bir ortamda bölümler halinde de olsa, izinsiz yayinlanamaz ve kullanilamaz.